Home / POLİTİK GÜNDEM / Yükselen sağ ve yeni sol hareketler.

Yükselen sağ ve yeni sol hareketler.

Çok geç olmadan…

İspanya özerk bölgelerinin en büyüğü olan Endülüs’te Aralık başında yapılan yerel seçimlerde aşırı sağ/faşist Wox meclise 12 milletvekili soktu.  Uzun yıllar sonra bu bir ilkti. Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) ise 33 milletvekili çıkartabildi ve 36 yıllık iktidarı son buldu. Üç sağ parti toplamda 59 milletvekili ile parlamentoda çoğunluğu sağladı.

Bu seçimler sonrası Avrupa’da faşizm ve popülist sağın yükselişi bir kez daha konuşulmaya başlandı. Kısa bir süre önce, İsveç’te gerçekleştirilen seçimlerde aşırı sağcı İsveç Demokratlar Partisi (SD)’nin oylarını %17,6’ya yükseltmesi ve milletvekili sayısını 22’den 62’ye çıkartması bir başka sağ çıkıştı. Diğer yandan ilgi çeken bir durum da İsveç parlamentosunda sol ve sağ blokların milletvekili sayılarının eşitlenmesiydi ( 144’e karşı 143 miletvekili…).

Avusturya’da,  aşırı sağ Avusturya Özgürlük Partisi( FPÖ) ve muhafazakar olarak bilinen Avusturya Halk Partisi (ÖVP) koalisyonu 2017’den beri iktidarda.

Macaristan’da faşist Viktor Orban’ın FİDESZ’i, Polonya’da Jaroslaw Kaçinsky’nin Hukuk ve Adalet Partisi, Letonya’da Ulusal İttifak, Slovakya’da SNS, Finlandiya’da  Gerçek Finler, Bulgaristan’da eski polis, güvenlik şirketi sahibi Boyko Borisov iktidarı hep popülist ve faşist sağın yükselişine işaret ediyor.

Bu saydıklarımın hemen hepsinin ortak noktaları, göçmen karşıtı söylemleri, ırkçı çıkışları… Danimarka’da göçmenleri bir adada toplama kampına gönderme taleplerini, Bulgaristan’da Türklere ve çingenelere karşı düşmanlığın körüklenmesi izliyor.

Fransa’da da durum farklı değil sarı yeleklilerin bir kısmı bir yandan  eylem yaparken diğer yandan da  göçmenleri ‘mangallık’  görmeleri benzer öğeler taşıyor. Fransa’da ilk aşamada sarı yeleklilerin arkasında görülen son seçimlerde Macron’un hemen ardından gelen Jean Marie Le Pen’in Faşist partisiydi.

Almanya’da ise Movenpick Otel zinciri sahibi August  Von Finck’in finanse ettiği ( babası da Hitleri finans etmişti) artık aşikar olan Almanya İçin Alternatif(AfD) yükselişi dikkat çekiyor.

Avrupa’da bunlar yaşanırken benzer bir durum da Güney Amerika’da meydana gelmekte. Brezilya’da Bolsonaro’nun başkan seçilmesi, Arjantin’de İMF ile 60 milyar dolarlık borç anlaşması imzalayan Macri iktidarı, Şili’de milyoner Pinera iktidarı…

Hindistan’da 2014 seçimlerinde iktidara gelen Janata Partisi ve onun ikibinli yılların hemen başında Müslüman kıyımının baş aktörü Narendra Modi…

Dünya ölçeğinde bu sağ yükselişin nedeni nedir?

Sağ, özelikle aşırı sağ yükselişin Avrupa, Güney Amerika ve Asya’da kendine özgün farklılıkları içermekle birlikte ortak noktaları da bulunmakta. Avrupa’da göç ve mültecilere karşı ırkçı yaklaşımlar, kültürel kimlik ve din çatışmaları öne çıkarken, Asya’da din çatışmaları öne çıkabilmektedir. Güney Amerika’da ise beklentileri karşılayamayan sol,  ABD finansmanıyla iç politik manipülasyonlar ve ekonomik kriz öne çıkmakta. Ancak hepsinin ortak yanı, küreselleşme ve özelleştirmelerle birlikte ekonomik krizin süreğen hale gelmiş olması ve sonuç olarak ortaya çıkan işsizlik ( özellikle genç işsizliği), artan yoksulluk( özellikle emeklilerde görülen ), sosyal güvenlik kaygıları, eğitim, sağlık, enerjiye ulaşımda yaşanan sorunlar,  konut ve barınma sorunlarıdır.

Gerek ekonomik kriz gerekse de göç baskısının sosyal korkuları tetiklemesiyle ortaya çıkan korumacı eğilimler, hızla yükselişe geçen milliyetçi bir siyasi dalgaya neden olmaktadır. Avrupa’da Topluluk  siyaseti yerini toplum siyasetine bırakan bir yapılanmanın varlığı tartışılmakta; bu yapılanmanın çekirdeğinde ise göçmenlere, Müslümanlara, AB’ye ve piyasa ekonomisine karşı ulusal sıkıntıları etrafında birleşen yeni siyasi topluluklar oluşmaktadır.

Klasik AB sloganı “ Çeşitlilik içinde birlik” , Orban’ın deyişiyle “ Karışık nüfuslu bir Avrupa, kimliksiz bir Avrupadır” söylemine dönüşme eğilimindedir. Dolayısıyla aşırı sağ siyaset AB karşıtlığı ve kimlik üzerinden  prim toplayabilmektedir.

Bir başka  nedende merkez sağ ve solun aşırı sağın yükselişine karşı bu kesimin oylarını alabilmek için aşırı sağcı/ ırkçı söylemlere başvurmasıdır. Sonuç olarak bu bir işe yaramamakta, oylar söylemin orijinalinde toplanmaktadır.  Sarkozy’nin 2009 sonbaharında başlattığı ulusal kimlik tartışmalarının bölgesel seçimlerde kendisine değil, Le Pen’e oy kazandırması gibi… Benzer durum Türkiye’de de yaşanmaktadır. CHP’nin sağ adaylara listelerinde yer açması ve sağ söylemleri gibi…

Soldan tepkiler ve yeni sol hareketler.

Şöyle ya da böyle artık sıkışan kitleler eskisi gibi yönetilmek istememekte ve öfkelerine, taleplerine yanıt verebilen kendilerine en yakın siyasetlere yönelmekteler. Bunların bir kesimi, E.Yıldızoğlu’nun dile getirdiği gibi; yapısal krizin öncesindeki, “mutlu zamanlara” geri dönmeyi arzulayan nostaljik ve reaksiyoner bir tepkiyle neofaşist hareketlere yöneldiler. Bunlar  genellikle  daha eğitimsiz, dışlanmış, kentin kenarlarına itilmiş işsiz gençler, kırsal kesim emekçileri ve emeklilerden oluşmakta.

Çoğunluğu lisans eğitimi almış ancak iş bulamamış genç işsizler, beyaz yakalılar, göçmenler ve düşük ücretli işçilerden oluşan  diğer bir kısım ise sol hareketlere yöneldikleri görülüyor.

Bu kesim,  eşitsizlik ve  adaletsizliği, neoliberal küreselleşmeyi, kapitalizmi sorgulayan, mevcut sol ve sosyal demokrat partilerden umudu kesmiş, yeni arayışlar içinde olan kitlelerden oluşmakta. Avrupa ‘da Syriza,  Podemos’un istenileni verememesi ve durağan bir konuma geçmiş olmaları,  ABD’de  Occupy/işgal hareketinin sönümlenmesi bu yeni hareketleri gündeme taşıdı.

DiEM 25 ve İlerci Enternasyonal

Yunanistan’da Syriza’nın Troyka’ya teslim olduğunu söyleyerek ayrılan Yanis Varoufakis Avrupa Demokrasi Hareketi (DiEM25)’i kurdu. DiEM25, Belçika’da ve Avrupa Birliği hukuku kapsamında Brüksel’de Uluslararası Organizasyon olarak kuruldu. Varoufakis’in 2015 yılında kurduğu DiEM25 geniş bir liberal entelektüel ve muhalif kesimin desteğini arkasına aldı: Julian Assange, Ken Loach, Noam Chomsky, Antonio Negri, Slavoj Zizek, Susan George… Hareket Pan-Avrupacılığı savunurken, AB’nin üzerindeki Brüksel merkezli Eurokratik statükonun kırılmasını, birliğin demokratikleştirilmesini ve entegrasyonun geliştirilmesini hedef olarak belirliyor. Ayrıca finansal piyasalara daha fazla kontrol getirilmesini; yoksullukla ve iklim değişikliği ile mücadele konusunda daha fazla çaba sarf edilmesini savunuyor.  Avrupa’nın acil krizi aynı anda beş alanda;  kamu borcu, bankacılık, yetersiz yatırım, göç ve yükselen yoksulluk ortaya çıktığını söylüyorlar.

Ayrıca Varoufakis 2016 yılından bu yana  bir enternasyonal çağrısı da yapıyordu. Bu çağrıya yanıt Atlantik ötesinden ABD’den Demokrat Parti içindeki “Demokratik Sosyalist” akımın sembolü haline gelen Barnie Sanders’ten  geldi. Barnie Sanders zaten “A new authoritarian axis demands an international progressive front” (Yeni otoriter eksen enternasyonal bir ilerici cephe gerektiriyor) başlıklı makalesinde;” Gezegendeki her bireyin insani değerleri paylaştığı, hepimizin, çocuklarımızın sağlıklı büyümesini, iyi bir eğitim almasını, insana yakışır iş, temiz su, temiz hava ve huzur içinde yaşanılan global insan dayanışmasına dayanan gerçekten ilerici bir küresel düzeni kavramlaştırmak zorundayız… Zenginliğin ve teknolojinin sınırsız olduğu bir zamanda, tüm insanlar için iyi bir yaşam yaratma potansiyeline sahibiz. Bizi bölen ve bizi birbirimize kırdıran güçlerin sınırlar ötesinde birlikte çalıştığını biliyoruz. Bizde aynı şeyi yapmalıyız. Ortak değerlerimiz üzerine enternasyonal hareket oluşturabiliriz.”diyerek yeni bir enternasyonal çağrısı yapmıştı. Sonuçta, Barnie ve Varoufakis 30 Kasım’da “İlerici Enternasyonal”i kurduklarını ilan ettiler. İlerici Enternasyonal, potansiyel müttefikleri olarak İngiltere İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’i, Varoufakis liderliğindeki DiEM25’in bileşenlerini, Afrika Ulusal Kongresi’nin ilerici unsurlarını, Meksika’nın yeni Devlet Başkanı Andres Manuel Lopes Obrador’u, Hindistan’da Modi iktidarının gericiliğine karşı mücadele eden unsurları harekete katılmaya çağırıyor.

Sanders, eşitlik ve ekonomik güvence olmadan özgürlükten söz edilemeyeceğini vurguluyor. Sanders’in programında konut ve barınma sorunu, yoksulluğun önlenmesi için yeni istihdam alanlarının yaratılması, işyerinde çalışanı güçlendirecek demokratik düzenleme, genç işsizliği ve eğitim borçları, sağlık harcamaları ve sosyal güvenlik sisteminde reform gibi toplumsal adaleti tesis edecek önemli maddeler bulunuyordu. Sanders, ırkçılığa, LGBT ve göçmen düşmanlığına karşı da eşitlik temelinde programlar öneriyordu.

Aufstehen- Ayağa Kalk Hareketi.

Avrupa’da geçtiğimiz Eylül ayında oluşan diğer bir  sol oluşumda;  Aufstehen – Ayağa Kalk hareketidir.

Almanya’da artan sağ popülizme karşı Sol Parti Grup Başkanı Sahra Wagenknecht’in öncülüğündeki bu sol hareket birçok çevreden ilgi gördü.. Yeni bir parti kurma amacı taşımadıklarını ısrarla belirten Sol Parti Grup Başkanı Sahra Wagenknecht “Niyetimiz siyasette solun rengini güçlendirmek” vurgusu yaptı.

Momentum Hareketi

Bunlardan başka  yeni değil ama içinde yeni hareketi barındıran İngiltere İşçi Partisi’nin öne çıkan yüzü Jeremy Corbyn ve Momentum hareketi. Momentum Hareketi, öncelikle İşçi Partisi’ni ve ardından İngiltere’yi değiştirmeyi hedefliyor. Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi’nin 2017 seçimlerine giderken oluşturduğu programın temel amacı “yalnızca belli bir kesim için değil, tüm toplum için daha adil ve müreffeh bir ülke” ve herkes için işleyen bir ekonomik sistem oluşturmak. Programa göre ülkenin ekonomik gücü milyonerlerin sayısına göre değil, toplumun refahına göre belirlenmeli”

Corbyn’in programında finansal sistemin kamu yararı temelinde yeniden düzenlenmesi ve yüksek ücretli, güvenceli, gelecek vaat eden iş kollarına yatırım yapılacak bir endüstriyel stratejinin oluşturulmasının önemi vurgulanıyor. Program özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeleri destekleyen mekanizmalar yaratmayı hedefliyor. Bu programa göre, İngiliz toplumun %95’inin ödediği vergilerde bir artış olmayacak ama ekonominin tepesindeki %5’ten kamu fonlarına daha çok yardım etmeleri vergilerini artırmak suretiyle talep edilecek. Gıda, çocuk giysileri, kitap, gazete ve toplu ulaşıma uygulanan vergilerin de kaldırılması hedefleniyor. En önemlisi, küreselleşmenin startını İngiltere’de veren Margaret Thatcher’in özelleştirdiği toplu ulaşım, enerji ve su gibi temel ihtiyaç maddelerinin dağıtımının ve üretiminin devlet kontrolüne alınmasının  savunulması. Öte yandan, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik sisteminde reform programın önemli bileşenleri. Corbyn de Sanders gibi yüksek öğrenimin ücretsiz olması gerektiğini savunuyor. Enerji yoksulluğu sonucu ölen emekliler İngiltere’de azımsanmayacak bir sayıda. Emeklilerin çalışma hayatından sonra onurlu bir yaşamı hak ettiğini vurgulayan program, emeklilere kışın yakıt yardımı ve ücretsiz ulaşımı öngörüyor. Sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, ilaca ve tedaviye hızlı ulaşım, kanserle mücadele ünitelerinin korunması, çocuk yoksulluğunu önleme politikaları da programda yer buluyor.

İtalya beş yıldız hareketi

Avrupa’da yükselen bir başka hareket de Beş Yıldız Hareketi. İtalya’nın 2013’ten beri yapılan genel seçimlerinde yüzde 20’nin altına neredeyse hiç düşmemiş Movimento Cinque Stelle, M5S, yani Beş Yıldız Hareketi. 2012’den önce ulusal oyların yüzde 9-10’uyla sınırlı kalan hareket, bu tarihten sonra yüzde 15’e yükseldi ve Berlusconi’nin partisinin hemen arkasında yer aldı. Dönüm noktası olarak sayılan Parma ve Cenova seçimlerinde hareketin büyük bir başarı kazanmasından sonra 2013’te, Hareketin ulusal oyların neredeyse yüzde 25’ini almasının sonucunda, klasik sol kanat seçmenden Harekete büyük bir kitle kaydı. Beş Yıldız Hareketinin genel hatları şöyle özetlenebilir

Gerçek lider hareketin kendisidir. Doğrudan demokrasi. Sosyal medya, örgütlenme ve toplantı grupları. Kamu harcamalarının kısılması ve mecliste gönüllü çalışan vatandaşlar. Şeffaflık ve vergi adaleti.

Son zamanlarda Syriza’nın aksine AB’ye kafa tutan Beş Yıldız protest hareketinin kendisi de, Di Maio’nun Avrupa’ya karşı tutumunu yumuşatması ve çeşitli anahtar konularda bazı fikirlerini kısmî de olsa geri çekmesi nedeniyle, artık düzen-karşıt özelliğini yitirmekle ve bir başka sistem partisi hâline gelmekle suçlanıyor.

Fransa solunun yeni yüzü, Boyun Eğmeyen Fransa Hareketi ve Melenchon

Boyun Eğmeyen Fransa, Melenchon ve Toplumsal Adalet…

Bu hareketlerden biri de Fransa’da Jean-Luc Melenchon liderliğindeki Boyun Eğmeyen Fransa (France Insoumis) hareketidir. 10 Şubat 2016 tarihinde kurulan hareketin cumhurbaşkanı adayı Melenchon, bir yıl gibi kısa bir süre içerisinde Fransız başkanlık seçimlerinde, yani Nisan 2017’de %19,58 gibi bir oy aldı. Bu sonuçla dördüncü olup ikinci tura kalamasa da ilk turda Macron’un aldığı oydan sadece % 4,5 oranında az bir oyla veda etti. İkinci ve üçüncü adaylarla arasında %1 fark bile yok, ikinci parti Le Pen’in Front National’i ve Fillon’un Cumhuriyetçi Partisi on yıllardır siyaset yapan eski partiler olmasına rağmen. Yani Melenchon her an ikinci olabilirdi ve ikinci turda kendine sosyalist diyen bir aday, Macron’la yarışabilirdi. Boyun Eğmeyen Fransa hareketinin programına baktığımızda ilk olarak “kamusal yarar” temasının öne geçtiğini görürüz. Peki bunlar politikalara nasıl yansımış durumda? Bu hareketin bir iş politikası var. Bu doğrultuda iş programının üç önerisi daha var: a) bu doğrultuda kaliteli iş yaratmak, b) haksız ve gereksiz işten çıkarmaları düzenleyerek yasaklamak, c) işyerlerinde vatandaşlık anlayışını geri getirmek. Hareketin programının bir başka önemli toplumsal adalet hedefi yoksulluğu bitirmek. Öncelikle yoksul olan herkese temel gelir sağlanacağı belirtiliyor. Böylece bireyler kendilerini daha güvende ve güvenceli hissedecekler. Toplumsal dayanışma artacak. Bu program gereği, ücretsiz olan kamusal işlerin mevcudiyetini artırmak önemli. Yani eğitim, sağlık, ulaşım alanındaki ücret gerektiren işleri ücretsiz yapalım, diyorlar.

Yeni Hareketler ne kadar yeni?

Yükselen sağa karşı oluşan yeni hareketler aslında neyi içeriyor? Yenilikleri neyi ifade ediyor?

Yukarıda sıraladığımız  sol hareketlerin programlarına baktığımızda pek çok ortak nokta tespit etmek mümkün. Bir kere hiçbiri sistemi temelden değiştirmeyi hedeflemiyor. Deyim yerindeyse hepsi birer tadilat hareketi konumundalar.

Varoufakis’e göre; “Demokrasi, kapitalizmin en kötü, kendi kendini yıkıcı itici güçlerini sınırlamak ve yeni bir toplumsal uyum ve sürdürülebilir kalkınma vizyonuna bir pencere açmak için gereklidir.”

DiEM25 programında, reformcu yaklaşımlarla sistemin disipline edilmesi öne çıkıyor. Örneğin finansal piyasaların daha fazla kontrolü talep ediliyor. Öte yandan Sanders’in demokratik sosyalizminin ne kadar muğlak olduğunu,” Herhangi bir yabancı ‘izm’e inanmıyorum, fakat Amerikan idealizmine derinden bağlıyım.” Sözlerinden anlamak mümkün.

İlerici Enternasyonalin sık sık vurguladığı ‘yeni anlaşma, yeni düzen’ söylemini tersten okursak yeni düzenin kapitalizmle anlaşmayı içerdiğini görürüz.

Bu akımların hepsi, neoliberal kemer sıkma politikalarına karşı, refah devleti kurumlarını canlandırmaktan, sendikal hareketi güçlendirmekten, gelir dağılımındaki bozuklukları gidermekten, ülke yönetiminde halkın etkisini artırmaktan yana programları benimsiyorlar.

Bütün bu ‘sol’ hareketlerin  ortak noktası, işsizlere( özellikle genç ve eğitimli işsizlere) emeklilere, işini kaybetme ve sosyal güvenlik kaygısı yaşayan emekçilere yönelik söylemleri ve örgütleme çabaları.

Programlarındaki ortak noktalar ise, katılımcı demokrasi, vergilerde adalet, temel gelir talebi, özelleştirmelere karşı yoksullaşan kesimin korunması ve piyasanın daha fazla kontrolü, sağlık ve eğitimde ücretsiz hizmet, barınma sorununa çözüm vb…

Yeni anlaşma ve uzlaşma ile doğası gereği, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, bitki, hayvan, insan  ayırmaksızın yaşam dair her şeyi tüketme üzerine inşa edilmiş kapitalist sistemden ezilenler için çıkış yolu tesis etmek boş bir hayalden öte bir şey olmasa gerek. Başta gençler olmak üzere toplumda hayal kırıklığı yaratmaya aday bu hareketleri iyi izlemek, yapabilecekleri ve yapamayacakları üzerine toplumu bilinçlendirmek, uzlaşmacı eğilimlerini teşhir etmek sosyalist solun görevlerinden biridir. Öte yandan bu hareketlerle, daha fazla demokrasi talebi, katılımcı demokrasi uygulamaları, özelleştirmelere karşı yaşam hakkı niteliğinde olan eğitim, sağlık, enerji, ulaşım gibi hizmetlerin ücretsiz verilmesi, temel yurttaşlık geliri, geri çağırma ilkesi vb. konularda işbirliği yapmakta görevlerimiz arasında olsa gerek.

Bir başka irdelenmesi gereken durumda bu hareketlerin özellikle gençler arasındaki örgütlenme çalışmaları, sosyal medyayı kullanış biçimleri, cep telefonu uygulamaları ile katılım sağlamaları, görüş almaları, ancak klavyenin ötesine geçip yüz yüze temas, miting yerine konser vb toplu sanat etkinleri ile temas kurma ve dayanışma ekonomisi örnekleri olmalıdır.

Ergin Yıldızoğlu bir yazısında; ““Gezi Olayı”, çok önemli bir tarihsel fırsattı. Ancak sol hareket bu fırsatı bir sıçrama gerçekleştirebilmekte kullanamadı. Haziran Hareketi, sol hareketin güçlerini birleştirebilmesine yönelik önemli bir girişimdi. Ne yazık ki bu şans da değerlendirilemedi.Yine de, Türkiye solu, haziran seçimlerinde üstüne düşeni yaptı. Sol hareket seçimdeki tavrıyla, ilk kez, çok önemli bir sonucun oluşmasına gücü oranında katkıda bulundu. Ancak haziran seçimlerinden sonra gelen ağır saldırı sol hareketi hazırlıksız yakaladı (Bu hâlâ önemini koruyan bir tartışma konusudur); geriletti.” diyor.

Eğer geçmişte Tekel ve Gezi Direnişlerinde olduğu gibi hazırlıksız yakalanmak istemiyorsak; geçmişte yaşanan 2001 Tandoğan esnaf protestoları ile başlangıç itibariyle benzerlik taşıyan Sarı Yeleklilerin protestoları iyi irdelenmeli, yakın gelecekte olası spontan protesto hareketlerinde hızlı ve etkin tavır belirlenebilmeli.

Gerek yeni  sol dalga, gerekse sosyalist sol, “parlamento ve sokak” ve “daha iyi bir kapitalizm ve kapitalizmi aşma” ikilemleriyle karşı karşıya. Parlamenter mücadele kimi başarılar getirse de Syriza örneğinde olduğu gibi kapitalizmin ufkunun ötesine giden yolu açamıyor. Sokaklar ise düzenin sınırlarını zorlama noktasına gelemeden güvenlik güçlerinin duvarına çarpıyor. Bu ikilemin aşılmasına, bu iki mücadele alanını başarıyla birleştirmeye yönelik henüz bir çözüm üretilemiyor.

Küresel kapitalizm içinde bulunduğumuz yüzyıl itibariyle bir geçiş döneminde. Kapitalizmden küresel oligarşiye geçiş süreci…Ufuktaki yeni tehlike bu. Yapay zeka, nesnelerin interneti, biyoteknolojik gelişmeler buna işaret ediyor. Yakın geleceğe yönelik, sandık demokrasisi ile sokak ikilemini aşmak, uzak geleceğe yönelikse küresel olgarşiye karşı mücadele biçimlerini şimdiden tartışmak gerek. K.Boratav’ın dediği gibi; “ çok geç olmadan.”

Kemal ULUSALER

Check Also

ŞUBAT AYI DÜNYA EMEK HAREKETLERİ…

ASYA – PASİFİK: Hindistan: Telangana’daki Gandhi Hastanesi sözleşmeli hemşireleri, ödenmeyen maaşlarını alabilmek için grevde. Devlete …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir