Home / GÜNCEL / Cumartesi Yazıları / YANIT BEKLEYEN SORU.

YANIT BEKLEYEN SORU.

Yeni bir yıla girerken düne ve geleceğe ilişkin pek çok söylem uçuşur yaşamımızın harman yerinde. Üretilenlerden duyulan erinç, mutluluk ve üretilemeyene ilişkin hayıflanmalar, sızlanmalar…

Derdim önümde sevincim arkamda hallerine rağmen hep bir umut taşımaz mıyız?

Elbette taşırız. En yılgınımız bile taşır içerisinde bir parça umudu. Sır gibi saklasa da kendinden ve herkesten.

Geri dönüp baktığımızda neler yaşandı geçen yılda?

Ve yeni yılda bizi bekleyen ne?

2020’ye girerken tıpkı bu günkü gibi planlar kurdu kimimiz. Yıl sonunda gördü ki kendisi planın içerisinde olacak iken hayat onu planın dışına atıvermiş.

Kimi zambak kadar güzel dostluklara yelken açtı. Dostlukların bazısı çabuk soldu, hatta çürüdü. Boşuna dememişler zambak çürümeye görsün en çirkin ottan bile kötü kokar diye..Yeni yıla sarkan bir koku duymuyor musunuz? Duyuyorsunuzdur mutlaka..

 

Güzel yüz aynaya aşıktır desek de ara sıra bize bakan güzel yüzler de vardı elbette. Yılın saadet günleriydi onlar. Geldi,geçti..

 

İki ucu emperyalist değnek hep üzerimizde idi eski yılda da. Direnen direndi ve direniyor hala..

 

Kimi kötülük barındırmadığını, iyi bir insan olduğunu söyledi durdu. Ama seyirci kaldı olan bitene. Oysa kötülerin kazanması için iyilerin seyirci kalması yeterliydi

 

Pek çok insan Francis duası ile güç istedi tanrısından.”Tanrım değiştiremediklerimi kabul etmem için bana güç ver!” dediler..Oysa kaplumbağaya bakmalı insan. Zira ancak o başı dışarıda iken ilerleyen değil midir?

 

Bazıları hırsız gibi dolaştı hayatımızda. Baktık onlarla ilişkilenen gülebiliyordu. Aklımıza soyulan gülebiliyorsa hırsızdan bir şeyler çalmıştır mutlaka sözü düştü.

 

Kimi doğrular yıl boyunca yanlış kapılar çaldı.

Kimimiz yöneticilik etti. Çalıştı, çabaladı. Korkmadı yanlış yapmaktan. “Yıpranmak,paslanmaktan iyidir” dedi yalnızca ve hayatı hamal gibi taşıdı..

Uçmayı istiyorsan düşmeyi bileceksin” diyen Nietsche’ye inat beyhude kanat çırptı kimi hayatın içine…

 

Ve insanların çoğu nasıl yaşanacağını bilmeden öldüler…

 

“Suya düşen değil orada kalan boğulur” dedik. Boğulmayı tercih etti kimileri eski yılda..

 

Eski yılda devleti küçültüp yağmayı büyütmek esastı. Yeni yılda da bu ısrar sürecek gibi..

Her ne kadar “biz artık değiştik” deseler de biliyoruz ki bu durum ;”kabilemizde yamyam kalmadı son yamyamı dün yedik”lafzına denk düşmekte.

 

Ve yeni yılda da demokrasi ufuk çizgisi gibi duracak önümüzde, biz yaklaştıkça uzaklaşan…

İngiltere’de aristokratlar,

Paris’te sanatçılar,

Hindistan’da ermişler,

Çin’de bilgeler saygınlık oluştururken

Türkiye’de, soyguncular, çeteciler, demokrasi düşmanları, gericiler saygın sayılacak ve elbette ki yeni yılda da en çok atılan slogan;”Türkiye sizinle gurur duyuyor”olacak.

 

Yine gençlerden sorumlu yaşlılar olacak, yine gençliği maşa gibi görenler, gençliğe rol biçenler…

 

Her şeye rağmen Nazım’ca;

Topraksız öğrenip, kitapsız bilenler

Hoca Nasreddin gibi ağlayıp, Bedrettin gibi gülenler “olacaktır.

 

Hayatta kalabilmek için rakipler yaratanlar, kendisini maymuncuk sanıp bütün anahtarların kaybolmasını isteyenler ile yeni yılda da sık sık karşılaşacağız şüphesiz..

 

Topluma dayatılan yaşam tarzıyla, uçuruma giden tüketim toplumunda yaşıyoruz ve Özdemir Asaf’ın dediği gibi “kime sorsan evinde bir oda eksik” . Dolayısıyla yeni yılda yeni odalar peşinde olacak pek çoğumuz kaçınılmaz olarak. Kim bulacak M.Mungan’ın yedi kapılı kırk odasını belli değil.

 

Gerçek piyangoda büyük ikramiye sahibi olan , insan ilişkilerini bir pergelin ayaklarındaki gibi kurandır fikrimce..

Yeni yılda böyle dostluklar gerek hepimize.

 

**

 

İşte yine yemeklerin tabaklarda, içkilerin bardaklarda, yaşanamayanların kursaklarda kaldığı,yalnızlıkların çoğaldığı, sofralar kaldı yıl başı sabahına.

 

Şimdi; akan zaman mı, yoksa zamana akan biz miyiz?

 

Şimdi yeni bir yıla girerken hayatın içinde mi olmak istiyoruz, yoksa hayatın izleyicisi olmak mı?

 

Yanıt bekleyen soru budur işte.

 

Gothe’nin dediği gibi yaşadığımız her an kendi hakkını ister.

 

Yaşadığımız her anın hakkını verecek miyiz?

 

Yanıt bekleyen soru budur işte.

 

Kemal Ulusaler

 

 

 

Check Also

“Z” Kuşağı, Bel Kuşağı olur mu?

Cumartesi yazıları… Kemal Ulusaler…03 Ağustos 2020 Önce Trump’a atılan çalım, sonra Erdoğan’a yönelik “beğenmedim” eylemi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir