Home / ENERJİ / Karadeniz ve Akdeniz’de enerji kaynaklı gerilimler…

Karadeniz ve Akdeniz’de enerji kaynaklı gerilimler…

Son çeyrek yüzyılda  Akdeniz’de  sırasıyla İsrail, Filistin, Lübnan, Kıbrıs, Mısır ve son günlerde Cezayir Münhasır Ekonomik Bölgelerinde  çeşitli miktarlarda  yeni doğalgaz rezervleri keşfedildi ve arama, geliştirme, çıkartma çalışmaları devam ediyor.  Yaklaşık 3.5 trilyon metreküplük  bölge rezervinin  yeni keşiflerle 4 triyonun üzerine çıkabileceği söz konusu.  Son 15-20 yılda  arama, geliştirme çıkarma ve pazarlara ulaştırma üzerine anlaşmalar yapılmakta.  Emperyalizmin  sivrisinekleri , kimilerinin tanımıyla enerjinin  küresel devleri , yapıları gereği hemen bölge ülkelerinin damarlarına yapışmış durumdalar. Fransız TOTAL, ABD- Exxonmobil ve Noble Energy, İtalyan ENİ, Hollanda kökenli Royal Dutch-Shell, Norveç- Statoil, Kore- Kogas , Rus Novatec, Katar Qatar Petroleum ve diğerleri…

İsrail bir süredir kendi iç tüketimi için doğalgaz çıkarmayı sürdürmekte. Ancak mevcut rezervlerin başta Avrupa olmak üzere dış pazarlara sevki henüz sağlanamadı. Lübnan ile yapılan anlaşma Lübnan Parlamentosundan geçmedi. Mısır ile yapılan anlaşma da öyle…

Diğer ülkeler ise henüz yolun başındalar.

Petrolün, gazın olduğu yerde çatışma olmaması şaşırtıcı olurdu. Doğu Akdeniz de bizi şaşırtmıyor.  İsrail Lübnan ile, Kıbrıs Türkiye ile Münhasır Ekonomik Bölge ( BEM) çatışması içindeler. Kıbrıs ise, 2003, 2007  ve 2010 yıllarında sırasıyla Mısır, Lübnan ve İsrail ile MEB anlaşmaları yaptı, sınırlar belirlendi.  MEB konusunda kıta sahanlığı tezini savunan Türkiye en son Kıbrıs açıklarında arama faaliyetlerinde bulunan ENİ’yi engelledi. Henüz denizlerde bir it dalaşı yaşanmamış olsa da, son Mısır, Yunanistan, Kıbrıs üçlü toplantısında Mısır gerekirse güç de kullanırız mesajı vererek bu ihtimalin uzak olmadığı sinyallerini verdi.

Bölge ülkeleri arasında öncelikle Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) daha sonra da geçiş güzergahları ve nakliye üzerinden çatışmalar zaman zaman alevlenerek zaman zaman düşük yoğunlukta sürmekte.

Lübnan , İsrail ile MEB anlaşmazlığını hala çözememiş olup Suudi- İsrail flörtü ile yıldırılmak istenmektedir. Buna rağmen iki bölgede arama ihalelerini sonuçlandırmış bulunmaktadır. İsrail, biryandan Filistin kaynaklarını gasp ederken diğer yandan da Kıbrıs’tan gelir hakkı talebinin ortamını yoklamakta. İsrail 2018 başında Mısır ile 15 milyar dolarlık 10 yıl süreli bir doğalgaz anlaşması yapmış bulunmakta. Ayrıca Mısır gazını Sina’ya taşıyacak, Aşkelon LNG tesisleri ile bağlantılı olacak 90 km.lik doğalgaz boru hattının Delek Group , ABD’li Nobel ve Mısır’lı EMG şirketleriyle ortaklığı ülkeler arasında yeni bir işbirliği oluşturmakta. Şimdilik Mısır ile sorun yaşamıyor olsalar da bu ileride yaşanmayacak anlamına gelmiyor. Zira İsrail Temmuz 2018’de yeni keşif Mısır gaz rezervlerinde hak iddia etmişti. Şimdilik dondurulmuş gözüken bu talebini ileride ısıtmayacağının da garantisi bulunmamakta.  Öte yandan Mısır, Zohr bölgesinde 850 milyarlık yeni keşifle önemli bir aktör haline geldi.

Yine Kıbrıs, güneyinde 12 bölgeden oluşan parsellerde doğalgaz rezervleri keşfetti ve arama faaliyetlerini sürdürüyor.

Son olarak geçen ay Cezayir’de Akdeniz’de arama faaliyetlerine başlayacağını açıkladı.

Bütün bu gelişmelerin ışığında, özellikle Doğu Akdeniz  enerji kaynağı paylaşım çatışmalarına açık bir bölge konumunda gözüküyor.  Yer yer sözlü çatışmalar, tehditler ile kendini gösterirken zaman zaman da sıcak çatışma noktasına bir hayli yaklaşılmakta.

Türkiye açısından üç unsur öne çıkıyor. Birincisi, kaynak paylaşımında MEB  hukukunu ret ederek kaynaklarda sahiplik iddia ediyor. İkincisi, bölgede rol alma konusunda dışarıda kalmak istemiyor. Üçüncüsü, enerji geçiş yollarında  yer alarak, ekonomik ve politik  avantaj sağlamak istiyor.  Bu doğrultuda kendince önemli adımlarda atmış durumda. Geçen ay  ilk kez denizlerde petrol ve doğalgaz arama çalışmalarını başlattı. Son teknoloji ile yenilenen Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) Fatih Sondaj Gemisi ilk derin deniz faaliyetlerine  Antalya açıklarında başlıyor.  Bu faaliyetler arama faaliyeti gibi gözükse de aslında bölgede bende varım mesajını içermekte. Zira, Enerji Bakan Dönmez’in bu konuda verdiği örnek bu tespitle örtüşmekte.  Enerji Bakanı; İngiltere’nin Kuzey Denizi’nde petrole ancak 150’inci kuyudan sonra ulaştığını belirterek, yılda iki kuyu açması öngörülen Fatih gemisinin ilk kuyularında hidrokarbon kaynaklarına ulaşması ümit ediliyor biçimindeki açıklamasına göre 75 yıl sonra gaza ulaşabiliriz anlamı da çıkabilir. Anlayacağınız bu işler epey zaman istiyor. Diğer taraftan da hak iddia ettiği bölgelerde zaman zaman tatbikat düzenleyerek  Kıbrıs’ın arama faaliyetlerini engellemekte. Bu engellemelere Kıbrıs, Yunanistan, AB, ABD ve Mısır’dan tepkiler gelmekte gecikmedi.

Bölgede çözülmesi gereken düğümler bir hayli fazla. Suriye bunlardan biri. Suriye’de  emperyalist müdahalenin yedinci yılını geride bırakırken 2011’ den bu yana kartların el değiştirdiğini görüyoruz. Müdahalenin başat nedenlerinden biri de şüphesiz enerjidir.  Suriye’nin petrol ve gaz rezervleri dünya ölçeğinde sadece binde 20’ler seviyesindedir.  Ancak devasa bir pazar olan Avrupa ile devasa bir kaynak olan Ortadoğu arasında – Türkiye ile birlikte- önemli bir geçiş noktasındadır. Avrupa’yı Rusya’ya gaz bağımlılığından kurtaracak önemli bir alternatifin geçiş güzergahındadır.  Dolayısıyla, Ortadoğu’daki  kaynak ülkeler, AB, ABD ve Rusya için önemi ortadadır.

Bir diğer düğüm Kıbrıs. Türkiye açısından, Kıbrıs düğümü çözüldüğü takdirde  bölge doğalgazı Türkiye üzerinden Avrupa’ya daha ucuz sevk edilebilecek. Arama, geliştirme, çıkarma işlemleri hız kazanacak. Avrupa için ikinci bir alternatif olup, Rusya’ya bağımlılık azalacak. Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan ikinci planda kalacak, Türkiye’nin önemi artacak. Görüleceği üzere, Türkiye açısından da Kıbrıs sorununun çözümü önem arz etmekte.

Aksi takdirde , Doğu-Med Hattı gerçekleşirse Kıbrıs’ın , İsrail, Lübnan, Suriye hatta Mısır gazı için bir ortak nokta bir hub olma ihtimali yüksektir.

Yakın gelecek ne vaat ediyor?

Görünen o ki,Türkiye yeni aldığı Fatih arama gemisi ile kendi karasularında eylenirken,   Kıbrıs dahil bölgede aramalara devam edilecek ve sondaj çalışmaları başlatılacak Türkiye’nin içinde bulunduğu kriz ortamında çatışmaya girmesi beklenmiyor. Çok Uluslu Şirketlerin bölgedeki çalışmalarını engellemek,  ABD, İtalya, Fransa, Norveç , İngiltere vb.lerini karşısına almak durumuna denk gelir ki bu Erdoğan’ın göze alabileceği bir durum değil.  Çıkartılacak gazın sevki hali hazırda LNG terminallerinin önemini arttırıyor. Zaten LNG de dünya ölçeğinde yükselen bir eğilim göstermekte.

Sözün özü öyle ya da böyle Doğu Akdeniz gazı çıkarılacak ve  ÇUŞ’ların karları katlanacak. ÇUŞ’ların diyorum zira bölgeden çıkarılan gaz gelirlerinin büyük bir kısmı bu şirketlerin kasasına gireceği kesin. Örneğin Mısır Zohr bölgesinde 8,5 milyar metreküp gazın gelirinin ancak % 30’unu kasasına koyabilecek . Bu da en iyi ihtimalle. Zira yaptığı anlaşmayla gelirin % 70’inin (İtalyan ENİ %30, Rus Rosneft %30 ve :BP %10.) ÇUŞ’lara vereceğini taahhüt etmiş durumda. Bu durum diğer bölge ülkeleri için de böyle.

Karadeniz’de neler oluyor?

Karadeniz enerji açısından bu gün için kıyı ülkelerinden çok Avrupa için önem arz ediyor. Zira Avrupa’nın  doğalgaz ve petrol ihtiyacı bakımında Rusya’ya bağımlılığı bir hayli yüksek.  Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerinin hemen tamamı %50ile %100 arasında Rus doğalgazına bağlılar. Bu Almanya ve  Polonya için % 43’ler seviyesinde. Dolayısıyla Avrupa ülkeleri için arz güvenliği açısından doğalgaz geçiş yolları, yani boru hattı güzergahları önem kazanmakta. Rus gazı Avrupa’ya Ukrayna, Beyaz Rusya, Baltık bölgesi ve Türkiye üzerinden ulaşmakta idi. Ancak Rusya’nın doğalgazı  politik olarak “yumuşak güç “ olarak kullanması Avrupa için arz güvenliği sorunları yaratmakta idi.  Gerek Belarus gerekse Ukrayna ile yaşanan sorunlar neticesinde Rusya’nın gaz sevkiyatında kısıntalar uygulaması hep birer yumuşak güç uygulamalarıydı. “Kırım’ın Ötesinde” kitabının yazarı Agnia Grigas da 2006 ve 2009 yıllarında Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan doğalgaz krizine işaret ederek, “Rusya, benzer bir krizin yaşanmaması için Ukrayna’daki boru hatlarını artık kullanmak istemiyor” görüşünü savundu. Grigas, AB’nin, Kuzey Akım II projesine yeni Üçüncü Enerji Paketi nedeniyle çok sıcak bakmadığını belirterek, “Ancak Almanya gibi ülkeler, Rus gazına daha kolay erişim için projeyi desteklemeye devam edeceklerdir” değerlendirmesinde bulundu. Bu tespit tamamen doğrudur. Gelinen noktada Rusya Ukrayna’yı by-pass etmiş ve Kuzey akım hatlarıyla ( iki hat) kuzeyden ve Türk Akımı ile güneyden yeni hatlar inşa etmiştir. Artık Baltık Denizi’de Karadeniz’de Avrupa için en az Rusya kadar önemli hale gelmiştir. Dolayısıyla Rusya’nın Kırım üzerinden Ukrayna politikalarına başta Almanya olmak üzere Avrupa yüksek perdeden ses çıkarmamaktadır. ABD’nin baskısıyla kuzey ve güney hatları için zaman zaman ket vurma çabaları olmuşsa da bunlar o kadar önemli olmayıp zaten Rusya hepsini aşmış gözüküyor.

Dolayısıyla son Kerç Boğazı hamleleri de gerek ABD gerekse Ukrayna açısından sonuç verebilecek hamleler olmaktan epeyce uzaktır. mymoneygoblin.com

Yeri gelmişken altını çizelim: İran’a yönelik yaptırımların kaldırılmasının arkasında Avrupa’nın enerji güvenliği sorunu vardır ve Katar – Türkiye hattının hayata geçemeyeceğinin anlaşılması nedeniyle ABD ve AB, Rusya doğal gazı yerine İran doğal gazını satın almayı, tedarik ülkesi çeşitliliği bağlamında daha güvenli bulmuştur.

Sonuç olarak; gerek Karadeniz gerek se Akdeniz’de yaşananlar, sıcak çatışmalara neden olmaktan uzak ( bir kaçık diktatör müdahalesi olmadığı sürece),  güçler dengesini herhangi bir taraf lehine çevirmekten uzak, tamamen çok uluslu şirketlerin bölgeden sağlayacakları kazançlar çerçevesinde gelişecek bir süreç izleyeceğini söylemek uzak bir ihtimal değildir.

 

Not: Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) nedir?

MEB, 1982 yılında imzalanan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 55’ten 60’a kadar olan maddelerinde açıklanmıştır. Bu maddelere göre özetleyecek olursak MEB; 200 deniz mili boyunca ülkelere canlı ve cansız doğal kaynakların araştırılması ve işletilmesi, denize ilişkin genel araştırma yapma hakkı, deniz üzerine tesis inşa etme, denizaltı kabloları ve petrol boruları döşeme serbestliği tanıyan hukuki bir kavramdır. (1) “Kıta Sahanlığı” daha jeopolitik bir anlam taşırken, Münhasır Ekonomik Bölge kavramı daha çok ekonomik ve hukuksal bir anlama sahiptir.

 

 

 

 

 

 

 

Check Also

ICCI 2019: 25. Uluslararası Enerji ve Çevre Fuarı ve Konferansı

ICCI Fuar ve Konferansı’nın 25.’si geliştirilmiş konu içeriği ile Enerji ve Çevre Fuarı ve Konferansı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir