Home / GÜNCEL / Cumartesi Yazıları / Hepsi, Hepsi Demektir!..

Hepsi, Hepsi Demektir!..

Cumartesi yazıları…Kemal Ulusaler

4 Ağustos gecesi Beyrut’taki patlamadan sonra gelen bir sosyal medya mesajı dikkat çekiciydi. Mesajın içeriği; “ Ne yılmış ama.Yılbaşından bu güne olanları bir kurgu ile sıralasak gerçek bir korku filmi ortaya çıkar. “

Düşündüm de öyle art arda olaylar gelişti ki, gerçek bir korku filminin içindeymişiz gibi hissetim bir an. Ama gerçek işte, yıkıcı bir gerçek…

Hiroşima’dan 75 yıl sonra aynı günlerde onu hatırlatır görüntüler Beyrut’tan geldi. Patlamanın yarattığı şok dalgası ve yıkım korkunçtu. İç savaşlardan geçmiş, patlamalara ve yıkıma aşina bir ülke için bile korkunç…

Sonuç; yüzlerce ölü ve binlerce yaralı.

Sonuç; binlerce evin kullanılamaz hale gelmesi, yok olan buğday siloları, ve bir ülkenin can damarı olan limanın harabeye dönmesi.

Sonuç; her zaman ki gibi hamaset açıklamaları, ihmali olanlardan hesap sorulacaktır vs., vs…

Bizden farklı olarak,” yaraları en kısa zamanda saracağız” diyemiyor, “ yaraları saracak gücümüz yok” diyorlar.

Gerçekten de dibe vurmuş, tükenmiş bir ülkede son patlama son nokta gibiydi. Pek çok anlamda son nokta. Bütün bunları sıralamadan önce bu güne nasıl gelindi,  4 Ağustosta ne oldu, nasıl oldu, kim ne dedi, kısaca ona bir bakalım.

İhmal mi var?

Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Aoun patlamaya altı yıldır liman bölgesinde yeterli güvenlik önlemi alınmadan tutulan 2bin 750 ton amonyum nitratın yol açtığını söyledi. Ve devamla ihmali olanlardan hesap sorulacağı açıklamasını yaptı. Lübnan Ortadoğu’nun bir parçası ve bölgede olduğu gibi bu ülkede de her daim soru işaretleri yoğunlukta. Sorular amonyum nitratın nereden, nasıl geldiği, neden orada tutulduğu, kimlerin sorumlu olduğundan ihmal mi, sabotaj mı sorularına kadar uzun bir zincir oluşturuyor. Zeminin çokça kaygan olduğu bir coğrafya da yanıtlar doğal olarak muhtelif.

Gürcistan’dan yola çıkan amonyum nitrat yüklü gemi aslında Mozambik’e gidecekti. Neden Beyrut Limanı’na yöneldi? Resmi ağızlar geminin arızalı olduğu, teknik sorunları bulunduğu için limanda tutulduğunu söylüyor ama neden bu limana konuşlandığını açıklamıyor. Bu yöndeki pek çok açıklamanın tersine bu günlerde emekliliğini yaşayan kaptan ise başka şeyler söylüyor. Kaptan geminin teknik sorunlarından söz etmezken gemi sahibinin Beyrut’tan yeni yükler alıp daha çok para kazanmak istediği doğrultusunda. Zaten gemi sahibi de halen kayıplarda olan iflas etmiş bir Rus işletmeci.

Gemiyi geçtik, tehlikeli yükü neden Beyrut’ta depolanıyor?

Yine açıklamalara göre gemi sahibi liman ücretlerini ödemediği için geminin yüküne el konuyor ve yük limanda depolanıyor. Ancak gemiye el konulmayıp Ukrayna’ya gönderiliyor. Olaydan sonra gözaltına alınan Liman Gümrük Müdürü Bedri Daher bu tehlikeli yükün başka yere nakliyesi ya da satılarak elden çıkarılması için defalarca mahkemeye yazı yazdığını söylüyor. Ancak başvurduğu mahkeme bu konuda yetkili olmadığı yönünde yanıt vermesine rağmen Daher ısrarla defalarca aynı mahkemeye başvuru yapıyor. Neden? İşte başka bir soru daha…

Kolaylıkla patlayıcıya dönüşebilen amonyum nitratın ne amaçla altı yıl orada tutulduğu belirsiz. Kullanım ya da satılıp paylaşımı konusunda hakim güçler tarafından anlaşılamadığı yolsuzluklar Lübnan’ında akla ilk gelenlerden…

Sabotaj mı?

Sıklıkla dile getirilen sorulardan biri de bu. Örneğin Trump’a göre öyle. “Trump’tır, ne dese yeridir” der geçebiliriz. Ancak; İran ve izdeşi Hizbullah’ın İsrail’e karşı hamleleri söz konusu iken İsrail ise buna karşılık olarak “2006’da Lübnan Savaşı sırasında Lübnan altyapısına zarar vermekten kaçındığı dönemin sona erdiğini ve İsrail’in hayati hedeflerine verilecek zararın bedelini Lübnan Devleti’nin ödeyeceğini” belirtiyor. Bu açıklamalar ortada iken İsrail’in hızlı bir biçimde biz yapmadık tepkisi inandırıcı olmayabilir. Zira bölgede zemin kadar dilde çetrefilli olup, ‘biz yapmadık’ demek başka, ‘işin içinde değiliz’ demek başkadır.

Nasıl olduğu önemli mi?

Elbette binlerce insanın, belki de bir coğrafyanın etkilendiği bir ortamda sorumluların hesap vermesi ve bu tür olayların bir daha tekrarlanmaması açısından nasıl ve kimler gibi sorularının yanıtları önemlidir. Ancak Ortadoğu’dan söz ediyoruz ve soruların yanıtlanmayacağı/ yanıtlanamayacağı aşikar. Bu anlamda nedenden çok sonuç önem kazanıyor.

Patlamanın Lübnan ve Ortadoğu için sonuçları…

Klasik bir laf vardır, “ dengeleri değiştirmek” Bu olay sonucunda da kimilerine göre dengeler değişecektir. Bazılarına göre ise Batılı ülkeler, bu olayı Hizbullah üzerindeki baskıyı güçlendirmek,  uluslararası bağımsız soruşturmalar talep etmek için kullanmaya çalışacak olup yolsuzlukla mücadele, reformlar ve bu felaketin sorumlularını bulma ihtiyacını ortaya koyacağını iddia ediyor. Patlamadan hemen sonra Velid Canbolat’ın ‘uluslar arası bir soruşturma başlatılması’ yönünde açıklama yapması da bu iddiaları besler nitelikte.

Öyle ya da böyle Hizbullah Lübnan’da hem Hükümet içinde asli bir unsur hem de havalanından limana ve iletişim ağlarına kadar pek çok kritik noktada hakim güç. Bu gün Lübnan’ın içine düştüğü ekonomik yıkımdan geniş kitlelerce sorumlu tutulmakta olup, zaten hedefte olan Hizbullah’ın köşeye sıkıştırılması gerçekten de Ortadoğu’da dengeleri değiştirebilir.

Buraya kadar bütün söylenenler bir bakıma masa başında yaptığımız politik analizler. Oysa yazının başında da değindiğim gibi yaşanan korkunç gelişmeleri politik analizler içine sıkıştırmak hiç de doğru değil. Bu gün Lübnan tükenmiş bir ülke konumundadır.  Yüzde dört yüzleri görmüş enflasyon, döviz rezervlerinin tükenmesi, elektrik kesintileri, üzerine Korona virüs küresel salgının olumsuz etkileri ve şimdi bir de can damarı olan Beyrut Limanı’nın harabeye dönmesi. Liman bölgesindeki buğday silolarının tamamen zarar görmesi zaten başta çocuklar olmak üzere yüz binlerce kişinin açlıkla karşı karşıya kalması. Evlerinden olanlar, barınma sorunu ve diğerleri…Bütün bunlar her üç kişiden birinin mülteci ve sığınmacı olduğu Lübnan halkı için neredeyse son nokta olsa gerek.

Lübnan’ı iyi anlamak ve izlemek biz Türkiye vatandaşları için de ayrıca önemlidir.  Zira mevcut ekonominin gidişi, döviz rezervlerindeki erime, hırsızlık ve yolsuzluklar, tarikatların ülke kaynaklarını sömürmesi ve bunu yaparken de çeşitli paylaşım kavgalarında içinde olmaları, Bakanlıklar gibi alan paylaşımları, arazi rantları paylaşımları, pandemi fiyaskosu, dış politika savrulmaları hepsi Lübnan’da yaşananlara o kadar benziyor ki…Bütün bu benzerlikler içinde ülkenin gidişi perşembenin gelişi çarşambadan belli olur sözünü çağrıştırıyor. Üstelik iktidar bu talan ve umursamazlık ile adaletsizlik, ve baskılarını yoğunlaştırdıkça daha da sağa savrulan ve pasifleşen muhalefetten de halk giderek uzaklaşmakta. Yaşananların farkında olmayan ‘Anadolu Kertenkeleleri’nin desteği ile hala ayakta duran sistem giderek hızla çürümekte. Geçen Ekim ayından bu yana sokaklarda olan Lübnan’lı gençler de benzer politik ortamla karşı karşıya olduklarının bilincinde olarak; “Hepsi, hepsi demektir” sloganıyla sistem içi iktidarı ve muhalefetiyle sil baştan yeni bir ülke talep ediyor ve kurmak istiyorlar. Yolları çok dikenli ve engebeli ama başarılamayacak bir şey de değil.

İnanıyorum ki onlar da biz de başaracağız.

 

 

Kemal Ulusaler…08 ağustos 2020

 

Check Also

Yanıtlar (!)

  Cumartesi yazıları… Kemal Ulusaler…18 Temmuz 2020 Geçen hafta aklın hegemonyasından söz ettik ya, sorular …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir