Home / GÜNCEL / Cumartesi Yazıları / Cumartesi yazıları…Hadi Gülümse!..

Cumartesi yazıları…Hadi Gülümse!..

Kemal Ulusaler…20 Haziran 2020

Covid-19 Korona virüsün Çin’de yer küreye merhaba dediği günden bu güne altı ay geçmiş bulunuyor. Ne zaman elveda diyeceği ise belirsiz. Dünyayı bir hayli beğenmiş olacak ki gitmeye hiç niyeti yok. Üstelik, “ ben gidersem başkası gelir” tehdidi de cabası.  Ülkemize özgü “bu gün git yarın gel” bürokrasisi ile tanışsaydı durum farklı mı olurdu bilemiyorum. Kaçmak bir yana bizi pek çok ülkeden daha çok sevdi gibi geliyor bana.

Aslında ben cevval ülkem insanına bir hayli güveniyordum. Uzaylıları taşla kovalayan yurdum insanı küçücük virüsü haydi haydi kovalar diyordum, ama öyle olmadı işte.

Parklarda halay çekenlere ne yaptıkları sorulduğunda “ virüsü atıyoruz abi” yanıtı ile virüse karşı muska taşıyanlar biraz ümit verir gibi olsalar da gerisi gelmedi.

Be böyle yurdum insanından medet umarken sinyal dünyanın öbür ucundan Trump’tan geldi; “çamaşır suyu için” mucize çözümü… Ayrıca hazret ilaç da tavsiye ediyordu; “hidroksiklorikin içiyorum siz de için…”

Güldük mü? Ne diyeyim. Doğrusu, TÜİK’in Mayıs ayında işsizliğin düştüğü ( üstelik istihdamın da düştüğü) tespiti daha komikti.

Virüse karşı dünya tıbbı bir yandan çaresiz kalırken diğer yandan da her ülke ayrı tedavilerle başa çıkma mücadelesi verdi, veriyor. Her kesin kendine göre bir yöntemi bulunmakta. Hani şu tatile çıkan profesör gibi…

Araştırmacı bir bilim adamı tatile çıkarken asistanına talimatlar veriyor;” Sekiz numaradaki hasta iki güne ölür. Ciğerini çıkarıp benim için saklayın. Araştırmamda kullanacağım. Aradanb ir ay geçer ve profesör döner. İlk işi ciğeri sormak olur. Asistan mahçup;” Hocam, o hasta iyileşip taburcu oldu.” Profesör öfkeyle çıkışır;” Ulan yine kendi bildiğiniz tedaviyi mi uyguladınız?”

Küresel ölçekte yarım milyona yakın insan öldü. Kim hangi tedaviyle gitti bilmiyoruz. Ya da kimler hangi tedaviyle kurtuldu…

Bir de Maske meselemiz vardı  değil mi? Hala mı var? Evet, sanırım haklısınız.  Önceleri bir propaganda malzemesi olarak ücretsiz dağıtım hamlesi yaşandı, sonrası malumunuz hüsran.  Artık aylık bütçemizde ( tabii bütçe yapacak gelirimiz kaldıysa) bir de maske kalemi var. Nereden bakarsanız dört kişilik bir aile için yaklaşık 150 Liralık bir ek harcama. Taktın taktın, takmadın 900 TL.’lik ceza kapıda. Neyse yurdum insanı ona da çözüm bulmuş. Korona günlerini altın günleri ile birleştiren kadınlarımıza soruyorlar; “ Ne yapıyorsunuz siz, tehlikeli bu.” Kadın gayet sakin;” Önlemimizi alıyoruz. Bir maskemiz var kim konuşursa o takıyor. “

Pandemi sürecinde günlük yaşam da devam ediyor. Dün ne yaşıyorsak bu günde o. Yine tehlikenin göbeğinde yer alan sağlık çalışanları. Konuştuğum bazı doktorlar kendilerine pandeminin ilk ayında koruyucu ekipman verilmediğinden yakınıyor. Bu günlerde başlatılan antikor testlerinin sağlık çalışanlarından değil de rastgele semtlerden yapılması plansız ve hesapsızlığın açığa çıkmasının ötesinde sağlık çalışanlara ilgisizliğin de bir ifadesi. Sağlık çalışanlarına kuru bir alkışın ötesinde sağlanan bir şey yok. Yok olmasından öte hala saldırılara açıklar. Toplum varlıklarının olmazsa olmaz olduğunu anlayabilmiş değil. Temelin çocuğu tıp okuyormuş. Yirmi yıl olacak çocuk hala öğrenci. Temel’e soruyorlar ;” Ne olacak senin bu çocuğun durumu?” Temel gayet sakin;” Acelesi yok Hastalar genç doktorlara güvenmiyor.”

Sağlık alanı dışında değişmeyen eskinin bir başka olayı da kadın cinayetleri.

Saat gece yarısını çoktan geçmiş.   Ortalık zifiri karanlık. Ortalık sessiz mi sessiz. Ancak sokakta bir kadın bağıra bağıra şarkı söylüyor. Derhal ihbar /şikayet telefonları ve polis damlıyor. Kadını susturacaklar ama o ne, sırtında kocaman bir bıçak. Cinayet bu!…Şaşıran polisler;” Neden şarkı söylemek yerine imdat diye bağırmıyorsun?” Kadın son bir gayretle; “ Gelmezdiniz ki.”

Durum pandemi günlerinde de aynı. Ne derler; eski tas eski hamam…

Ülke de yine soygun devam ediyor. Pandemi fırsat bilinip torba torba yasalar çıkıyor, meslek odaları işlevsizleştirilmeye çalışılıyor.

Sizlere yabancı gelmeyecek memleketin birinde Kayınpeder damat karşılıklı konuşuyor.

Damat; “Babacığım para kazanmanın binbir türlü yolu varmış ama yalnız bir tanesi namusluymuş” Kayınpeder; “ O nasıl oluyormuş?”

Damat;”Aaa, demek sen de bilmiyorsun.”

Bini bilip biri bilmeyenler ülkesi acaba neresi ola ki?

Bu günlerde pek de işlevi kalmamış Meclis’imize  ( TBMM) başkan seçeceğiz. Rivayet bu ya Meclis başkanlarından biri ( herhangi  birisi olabilir) yeni seçilmiş toplantı salonunu geziyor. Bir de bakıyor ki memurlardan biri koltuğa yayılmış uyukluyor. Hemen adamı uyandırıyorlar. Başkan soruyor; “ Kaç yıldır burada çalışıyorsun?” Memur; “ bir aydır efendim.” Başkan yanındakilere dönerek; “Bu kadar kısa sürede çevresine bu kadar uyum gösterebilmesi övgüye değer doğrusu.”

Bu günlerin popüler lafı; “Sosyal mesafe” Tamam. Aramıza mesafe koyalım. Bu çok da zor bir şey değil. Ancak yaşam ile aramıza mesafe koymak işte bu çok zor. Hayat devam ediyor. Yunus’un yıllar önce söylediklerini anımsayalım;

Kerpiç koydum kazana

Poyraz ile kaynattım

Nedir diye sorana

Bandım verdim özünü.

İşimiz zor, kriz üstüne kriz bina ediliyor. İşsizlik, güvencesiz çalışma, eve kapanmalar, psikolojik sıkıntılar, kıdem tazminatı budama tehditleri, ücretsiz izinler, iflaslar, hastalıklar, ölüm…

Yurdum insanın kerpiç koyup poyraz ile kaynattığı kazanı karın doyurmuyor. Yapılan göstermelik yardımlar kalıcı çözümden öte beslerken öldürüyor.

Ancak her şeye rağmen banıp verecek bir özümüz var.

Kemal ulusaler

 

 

 

Check Also

“Z” Kuşağı, Bel Kuşağı olur mu?

Cumartesi yazıları… Kemal Ulusaler…03 Ağustos 2020 Önce Trump’a atılan çalım, sonra Erdoğan’a yönelik “beğenmedim” eylemi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir